29th January 2011

Post

   Yazıya başlarken belirteyim, bu blog’un ne hakkında olacağını, neler yazacağımı, ve şimdi bunu neden yazdığımı bilmiyorum. Tek bildiğim, anlatmak istediğim şeyler olduğu, ve bunları yazınca kendimi biraz daha iyi hissedeceğim.

   Kendini iyi hissetmekse bence suratında bir gülümsemeyle neşe saçmak anlamına gelmez illâ ki. Eğer öyle olsaydı, Darren Aronofsky (bkz: Requiem for a Dream, Black Swan) açlıktan bıyığını yerdi. Yani insanların kendini iyi hissetmesi için üzülmeye de, ağlamaya da, korkmaya da ihtiyaçları var. Bu yüzden gece 3.00’te Eternal Sunshine of the Spotless Mind izleyip sabaha karşı 5.30’ta ağlarken bulabiliyorsunuz kendinizi, zaten amacınız da buydu. Kötü bir olay olduğunda olgun/babacan/anaç insanlar tarafından söylenen o lafı hatırlayın: “Ağla, açılırsın”

   Bu yazı çok farklı bir şey hakkında olacaktı, ama yanlış bir giriş yaptım sanırım, sonra da bu konuyu mahvetmeye kıyamadım. Zaten ilk yazımda da çok ağır girmek istemezdim bazı konulara.